Pazar , Mart 24 2019
Anasayfa / Haklarımız / T.B.M.M DİKKATİNE !

T.B.M.M DİKKATİNE !

 

kadina_siddete_karsi_buyuk_adim_h9019

TBMM Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi                  

 

                                             Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu Dikkatine

 

 

 

mor2

Yok sayılmaya çalışılan kadın dernekleri birleşti…

 

Şiddete Son Kadın Platformu’na üye kadın örgütleri olarak TBMM Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu’na bugün sunduğumuz açıklamayı aşağıda bilginize sunuyoruz.

 

 

 Aile-ici-siddet
Bizler kadın örgütleri olarak uzun zamandır mecliste kadın cinayetlerini araştırma komisyonu kurulmasını, bu konuda acil önlem alınmasını; Kadına yönelik şiddetin sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırma komisyonu kurulacağına dair karar 3 Aralık 2014’te Resmi Gazete’de yayımlandı. Komisyonun çalışmalarının sonuç alması için faaliyetlerini şeffaf yürütmesi, süreli değil sürekli olması ve Meclis dışından, kadın örgütlerinin oluşturduğu bağımsız bir izleme komitesinin denetimine ve sözüne yer açılması gerektiği daha önce de vurgulandı. Komisyon’un çalışma biçiminin ise bunun çok uzağında olduğunu görmekteyiz. Bu durumun ilk örneğini kadın STK’ları ile 5 Şubat 2015 tarihinde Ankara’da yapacağını duyurduğu toplantıya, kadına yönelik erkek şiddeti alanında yıllardır mücadele eden, 6284 Sayılı Kanunun yapım aşmasına da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın çağrısı ile bizzat katılmış olan bağımsız kadın örgütlerinin büyük bir çoğunluğunu davet etmeyip, dışlamasıyla görmüş olduk. Bu duruma dair komisyona sorulan sorulara cevap verilmemiş, anlaşılmayan bu yöntemde ısrar edilmiş, 19 Şubat’ta düzenlenecek toplantıya sadece Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı davet edilmiş, kimi kadın örgütlerinden ise yazılı rapor istenmiştir. Bugün hala komisyonun hangi kriterler uyarınca, hangi kadın örgütlerine çağrı yapmış ve yapmakta olduğu açıklığa kavuşmamıştır. Oysa ki Komisyon’un kurulduğu günden bu yana, kadın örgütleri olarak Komisyon’dan talebimiz, uzun yıllardır kadına yönelik erkek şiddeti ile mücadele eden kadın örgütlerini çağırarak, bu örgütlerin deneyimlerini dinlemesi, komisyonun çalışmalarını bu deneyimler ışığında yürütmesi ve tüm sürecin kadın örgütlerinin oluşturduğu bağımsız bir izleme komitesinin denetimine açık olmasıdır.
Türkiye’de kadınlara yönelik erkek şiddetinin ve kadın cinayetlerinin sebep ve sonuçlarına ilişkin kamuoyuna ve ilgili kurumlara kadın örgütleri olarak yıllardır bilgi ve deneyimimizi aktarmaktayız. Görüşlerimizin süreçte dikkate alınmayışı bizde, bu komisyon çalışmalarının da tıpkı öncekiler gibi meclis raflarında kalacağı izlenimi yaratmaktadır. Ancak her şeye rağmen deneyimlerimizi paylaşmayı tarihsel sorumluğumuzun bir gereği olarak görüyor ve aşağıda belirtiyoruz.
• Kadına yönelik erkek şiddetinin nedenlerini anlamak için bütün dünya ve Türkiye’de feministler ve kadın hareketinin deneyim ve birikimi sonucu oluşturulmuş erkek şiddeti tanım ve tahlillerine bakmak yeterlidir. Zira bu tanım ve tahlilleri kullanarak kaleme alınmış İstanbul Sözleşmesi’ne Türkiye çekincesiz taraf olmuştur. Kadın cinayetleri toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sebep olduğu kadına yönelik erkek şiddetinin sonucudur. Bir tokatla, aşağılamayla başlayan şiddet öldürmeye varabilmektedir. Bu nedenle kadın cinayetleri, kadına yönelik erkek şiddetini önlemekten bağımsız olarak düşünülemez. Kadına yönelik erkek şiddetinin faili erkektir, erkek şiddeti bir defalık hata, şiddet uygulayan erkek hasta değildir. Bu şiddetin kaynağı kadınlarla erkekler arasındaki fiili eşitsizlik ve kadınların maruz kaldıkları her türlü ayrımcılıktır. İçinde yaşadığımız erkek egemen sistem bu eşitsizliği hem doğurur hem normalleştirir hem de kadınları geleneksel roller içinde tutmaya yönelik söylem ve kurumlar oluşturarak meşrulaştırır. Kadın ve erkek arasındaki biyolojik farklılıklar kadınların maruz kaldıkları ayrımcılıkların gerekçesi olarak gösterilemez. Toplumsal cinsiyet eşitliğini cinsler arası biyolojik eşitlik demekmiş gibi sunmak konuyu odağından saptırmaktır. İstanbul Sözleşmesi’nde toplumsal cinsiyet “herhangi bir toplumun, kadınlar ve erkekler için uygun olduğunu düşündüğü sosyal anlamda oluşturulmuş roller, davranışlar, faaliyetler ve özellikler” olarak, “kadınlara karşı toplumsal cinsiyete dayalı şiddet” ise “bir kadına karşı, kadın olduğu için yöneltilen veya kadınları orantısız bir biçimde etkileyen şiddet” olarak tanımlanmıştır. Ancak, bugün karşı karşıya olduğumuz, siyasi iktidarın toplumsal cinsiyet rollerini doğallaştıran söylem ve uygulamaları kadın ve erkek arasındaki toplumsal cinsiyete dayalı fiili eşitsizliği derinleştirmekte ve buna bağlı olarak erkek şiddetinin meşrulaşmasına zemin hazırlamaktadır. Tarafı olunan sözleşmelerle çelişmekte olan bu cinsiyetçi beyanların kadınlara karşı işlenmiş suç ve taraf olunan uluslararası sözleşmeler bakımından ihlal teşkil etmekte olduğunu hatırlatırız. Bu beyanların gelişigüzel söylendiğine inanmadığımızı, cinsiyetçi söylemlerin politik ve bilinçli olduğunun farkında olduğumuzu belirtmek isteriz. Erkek şiddetine, kadın cinayetlerine karşı bütüncül ve etkin mücadele ancak bu söylemlere son vererek, kadın ve erkek eşitliğini inşa etmekle mümkün olacaktır. Mevcut iktidarın kadınları erkeklere emanet gören, kadınların beden, emek ve kimliklerinin denetimini çeşitli gerekçelerle erkeklere veren söylem ve yaklaşımları, kadınlar üzerindeki erkek egemen tahakkümü güçlendirmekte ve kadınları aciz kılmayı amaçlamaktadır.
• Kadına yönelik şiddetle mücadeleye ilişkin mevcut yasaların ve uluslararası sözleşmelerin hayata geçirilmediğini görüyoruz. Yeni araştırmalardan önce alanda deneyimli kadın örgütlerinin sunduğu görüş ve raporların değerlendirilmesi, yeni çözümler bulmadan önce mevcut yasaların uygulanması ve iç hukukla uluslararası sözleşmeler arasındaki tutarsızlıkların uluslararası sözleşmeler baz alınarak yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Siyasi iktidarın cinsiyetçi ve eşitlik karşıtı söylemleri, yasaların olması gerektiği gibi uygulanmamasına, kadınların yasa uygulayıcılarının cinsiyetçi yaklaşımına maruz kalmasına sebep olmaktadır.
• Kadına yönelik erkek şiddetiyle etkin bir mücadele ancak bu şiddetin hiçbir haklı gerekçesinin olamayacağının ve koşulsuz bir suç olduğunun kabulü ile mümkündür. Kadınların hayatın her alanında olduğu gibi, haklarını aramak için başvurdukları Yargı kurumlarında da cinsiyetçi pratikler ile karşılaştıkları inkar edilemeyecek bir gerçektir. Erkek şiddeti, bizzat kadının şiddet görmesi ile bitmemekte, şiddetten kurtulmak için temas ettiği devletin tüm kurumları ile yeniden üretilmektedir. Kolluğun arabuluculuk çalışmaları, kadın danışma merkezi ve sığınaklarda çalışanların cinsiyetçi, etiketleyici ve uzlaştırıcı çalışmalar yapması, yargılama faaliyeti sırasında uygulanan haksız tahrik indirimleri, cinsel suçlarda adeta kadının ve yaşamının yargılandığı mahkeme salonları, kadına yönelik erkek şiddetiyle mücadele mekanizmasını oluşturan kurum ve kuruluşların toplumsal cinsiyete duyarlı standart uygulamalarının olmayışı bunların en tipik örnekleridir.
• Kadın örgütlerinin büyük çabası ile biçimlenen, fakat hükümet tarafından değişikliklerle yasalaştırılan 8 Mart 2012 tarihli 6284 Sayılı Yasa’nın uygulamasında yaşanan sorunlar da kadınların yaşadıkları şiddetten uzaklaşmaya çalışırken kurumların şiddetine nasıl maruz kaldıklarını göstermektedir. Gerekli alt yapı oluşturulmaksızın yürürlüğe giren yasanın uygulamasına ilişkin belirsizlikler sürmektedir. Uygulamada yaşanan sorunlarla mücadele amacıyla yapılan toplantılarda, sorunların sadece bireysel inisiyatifle çözülmeye çalışıldığı gözlemlenmiştir. Bu durum önemli sorunlara ve bireylerin görüş ve inisiyatifine bağlı işleyişe sebep olmaktadır.
• 13/02/2015’te gerçekleşen Özgecan Aslan cinayeti üzerine siyasi iktidar tarafından dillendirilmekte olan idam ve hadım tartışmalarının da kabulü mümkün değildir. Bizler devletin bir kimsenin yaşam hakkını elinden almasını sağlayacak her hangi bir düzenlemeyi kabul etmiyoruz. Devletin yükümlülüğü kadınların yaşam hakkını garanti altına almaktır. Üstelik, idam ve hadım gibi, failin sadece bedenine dönük cezalandırma yöntemlerinin, bu suçların erkek egemen sistemin bir sonucu ve politik olduğu gerçeğini örtmeye hizmet etmek dışında hiçbir somut faydasının olmadığı da tartışmasızdır. İdam veya hadım cezasının uygulanmakta olduğu pek çok ülkede, bu suçlarda hiçbir azalma olamayışı da, bu cezaların getirilmesindeki amacın suçları önlemek olmadığını ve olmayacağını bizlere bir kez daha kanıtlamaktadır. Diğer yandan, Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 6 Nolu Protokol ve İdam Cezasının Yasaklanmasına Dair Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 13 Nolu Protokol ile idam cezası yasaklanmıştır. Ayrıca sözleşmenin 2. Maddesi, yurttaşların yaşam hakkını koruma altına almaktadır.
• Kadına yönelik şiddet ve özel olarak kadına yönelik cinsel şiddetle mücadele etmek iddiasındaki siyasi iktidarın yapması gereken, bu suçlara ilişkin sürekli bir ceza arttırımı veya hadım gibi insan haklarına aykırı ceza yöntemlerini gündeme taşıması değil, asıl olarak bu suçlar hakkında yargılama faaliyetine ilişkin bir düzenleme getirmesidir. Bilindiği üzere, fail için hangi ceza öngörülürse görülsün, sözünü ettiğimiz yargının cinsiyetçi pratiği her zaman cinsel şiddete maruz kalan kadınları yargılamaktadır. Bu nedenle, cezaların ağırlaştırılması, iddia edilenin aksine, bu suçlarda bir caydırıcılık yaratmaktan çok, bir cezasızlık haline sebebiyet vermektedir. Cinsel suçların çoğunun tanığı yoktur ve bu suça maruz kalanın, yaşadığı travma nedeniyle hemen şikayetçi olmaması sonucunda genelde fiziksel bulgulara ulaşmakta da ciddi zorluklar yaşanmaktadır. Dolayısı ile bu suçlara ilişkin yargılama faaliyeti sürekli olarak, faillerin kendilerini savunmaları doğrultusunda kadınların rızasının olup olmadığı tartışmaları ile sürmekte, uygulayıcıların cinsiyetçi tutumları ile kadınlar sorgulanmakta ve kadınların yeniden şiddete maruz kaldıkları bir süreç yaşanmaktadır. Bu yöndeki uygulamalar, cinsel şiddete maruz kalan birçok kadının şikayetçi olmamasına da sebebiyet vermektedir.
Tüm bu nedenlerle, cinsel suçlarda, ispat yükünün yer değiştirmesi, kadının beyanı esas alınarak, suçun oluşmadığının veya kadının rızasının bulunduğunun fail erkek tarafından ispatlanması gerektiği yönünde yasal düzenleme yapılması gerekmektedir. Cinsel şiddet ile mücadele için atılması gereken somut ve acil adımın bu olduğu tartışmasızdır. Önemle belirtmek isteriz ki, cinsel suçlara ilişkin yargılama pratiklerindeki cinsiyetçi bakış açısı ile mücadele konusunda, pek çok ülkenin de yargılama faaliyetini reforme eden ve kadınları ikincil mağduriyetlerden koruyan düzenlemelere kendi iç hukuklarında yer verdikleri görülmektedir. Bunun son örneği ise, uluslararası alanda da bir hayli dikkat çeken İngiltere’deki yeni yasal düzenlemelerdir. Bu düzenleme ile, cinsel saldırı suçları bakımından ispat yükü yer değiştirmiş ve soruşturma ve araştırma aşamalarında kadının beyanı esas alınarak “rıza” nın mevcut olduğunun ispatı şüpheliye yüklenmiştir. Ayrıca İstanbul Sözleşmesi, Madde 25’te cinsel şiddetle mücadele kriz ve sevk merkezlerinin açılması söz konusu edilmiştir. Bununla ilgili olarak herhangi bir çalışma hala gündeme getirilmemiştir.
• Bizler, Meclis’in, Komisyon çalışmalarını beklemeden kadın ve trans cinayetlerini engelleyecek ve takip edecek özel bir birimi derhal kurmasını ve konuyla ilgili tüm bakanlıkların acil olarak ortak bir eylem planı oluşturmasını da, olmazsa olmaz önemde buluyoruz.
17 yıldır kadına yönelik şiddet alanında çalışan kadınlar olarak bir araya gelerek taleplerimizi iletiyoruz. 25 Kasım 2014 tarihinde kamuoyu ve ilgili bakanlık ile paylaşılmış olan 17. Kadın Sığınakları ve Dayanışma/Danışma Merkezleri Kurultayı’nın sonuç bildirgesinde belirttiğimiz ve bugün bu vesileyle genişlettiğimiz ve tekrarladığımız taleplerimiz:
1. Kadınların Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na değil kendileri için politika üretecek Kadın Bakanlığı’na ihtiyaçları bulunmaktadır. Kadın ve erkek arasındaki eşitliği sağlamak için politika ve kalıcı çözümler üretmesi gereken devlet bunu yapmadığı gibi tüm kurumları ile aileyi güçlendirmeyi hedefliyor. Kadın Bakanlığı kurulmasını ve tüm bakanlıkların kadın ve erkek arasındaki eşitsizliği giderici politikalar üretmesini;
2. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nün görev alanının genişletilmesini ve bütçesinin yeterli düzeyde artırılarak, neredeyse doğrudan kadın sorunlarıyla ilgili tek kalmış bu önemli kurumun daha da etkin çalışmasının kolaylaştırılamasını;
3. “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Ulusal Eylem Planı 2008-2013”nın yenilemesi, “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı 2012-2015”nın gözden geçirilmesini ve Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırmasının (2014) sonuçlarının paylaşılmasını;
4. Şiddete maruz kalan, şiddetten uzaklaşmaya çalışan kadınların sığınak dışındaki psikolojik, sosyal ve hukuki destekleri de alabilecekleri, deneyimlerini paylaşarak karşılıklı güçlenebilecekleri, ulaşılabilir, kadın danışma ve dayanışma merkezlerinin olmasını;
5. 6284 Sayılı yasa ile elde ettiğimiz hakların altyapı eksiklikleri, uygulayıcıların bilgisizliği ve kadından yana olmayan uygulamalar nedeniyle kağıt üstünde kaldığını görüyoruz. Uygulamalar bahane edilerek yasanın değiştirilmesi söz konusu olamaz. Bu aksaklık ve eksikliklerin giderilmesi ve iyileştirilmesi Hükümet’in yükümlülüğüdür ve bunları Hükümet’in yerine getirmesini;
6. Kadınların şiddete karşı mücadele ederken destek aldıkları kurumlarda karşılaştıkları personelin, kadından yana olmayan, yargılayıcı bir yaklaşım sergilemesi kadınları güçsüzleştirmektedir. ŞÖNİM’ler ve sığınaklar başta olmak üzere tüm kamu kurumlarında, kadına yönelik şiddet alanında çalışanların, kadının beyanını esas alan, yargılayıcı olmayan ve bu alanda yeterli donanımı olan kadın çalışanların istihdam edilmesi gerekir. Ayrıca kadına yönelik şiddet alanında çalışan kadınların ikincil travma ve tükenmişlik belirtileriyle baş etmesi için, sistematik destek ve süpervizyon uygulamalarının yapılması, yaygınlaştırılması ve örgütlenmesini;
7. ŞÖNİM’lerin hala sadece 14 ilde bulunması, varolan ŞÖNİM’lerde çalışan kadrolu personelin az oluşu -çoğunluğunun geçici görevli ve hizmet alımı yoluyla istihdam edilmesi- ve meslek elemanı sayısının az olması verilen hizmeti olumsuz etkilemektedir. Ayrıca ŞÖNİM’lerin şehir merkezlerinden uzak yerlerde konumlandırılmaları, kadınların ihtiyaç duydukları hizmetlere erişimini engellemektedir. Kadınların şiddetten uzak hayatlar kurması için destek vermesi gereken ŞÖNİM’lerin şiddet uygulayan erkeklere de hizmet veren bir kurum olması, hatta arabuluculuk rolü üstlenmesi, kadınların şiddet gördükleri ilişkilerden uzaklaşamayıp şiddet döngüsü içinde kalmasına neden olmaktadır. Kadınların istedikleri anda erişebilecekleri, arabuluculuk için değil şiddetten uzaklaşmak için her türlü hizmeti 7 gün 24 saat alabileceği merkezleri açmasını ve yürütmesini;
8. 6284 Sayılı yasa ve İstanbul Sözleşmesi çerçevesinde arabuluculuk yapmak suçtur. Fakat Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın Diyanet ile yaptığı protokol ve boşanma ombudsmanlığı/kamu denetçiliği uygulamaları ile arabuluculuk devlet eliyle fiilen gerçekleşmektedir. Kadını şiddet gördüğü yere dönmeye mecbur bırakan hiçbir uygulama ve arabuluculuk kabul edilemez. Arabuluculuğa hizmet eden kurum ve protokollerin kaldırılmasını;
9. İstanbul Sözleşmesi kapsamında erkek şiddeti ile mücadelede devletin yükümlülüğü olarak düzenlenen, kadına karşı şiddeti önlemek, korumak, kovuşturmak ve kadınlar için destek mekanizmalarını oluşturmak için gerekli politikalara dair tüm hukuki ve idari yapının derhal kurulması ve hayata geçirilmesini; bu süreçte kadına yönelik şiddet alanında çalışan kadın örgütleriyle işbirliği yapılmasını;
10. Haksız Tahrik indirimi “erkeklik” indirimidir. Kadın cinayeti davalarında haksız tahrik indirimi kaldırılmalıdır. İstanbul Sözleşmesi’nde tarif edildiği biçimiyle, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ayrımcılığı nedeniyle kadın cinayeti işlemenin ağırlaştırıcı neden sayılmasını;
11. Kadın cinayetleri davalarına kadın örgütlerinin müdahilliğinin kabul edilmesi gerekmektedir. Kadın cinayetlerini önlemekle yükümlü olan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı (ASPB) bu davalarda müdahil değil, faildir. ASPB kadına yönelik erkek şiddetine karşı yasa ve uygulamaların takipçisi olmadığı, kadınların şiddetten uzak hayat kurmalarını destekleyici mekanizmalar kurmadığı için sorumluluk sahibidir. Bu yüzden, ASPB’nin müdahilliğini kabul etmiyoruz.
12. Şiddetten uzaklaşmak için destek almak isteyen ve/veya sığınakta kalan her kadına ana dilinde destek verilmelidir. Şiddeti önleyici ve koruyucu tedbirlerin, İstanbul Sözleşmesi’nde tariflendiği biçimiyle; dil, din, etnisite, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığı yapılmaksızın, göçmen, sığınmacı, mülteci ve seks işçisi kadınları da kapsayacak şekilde sunulmasını;
13. Mecliste kadın cinayetleri ile ilgili daimi komisyon ve alanda çalışan kadın örgütlerinin oluşturacağı izleme komisyonunun kurulmasını;
14. Devletin kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerine ilişkin verileri düzenli olarak tutması ve sonuçları kamuoyu ile şeffaf bir biçimde paylaşması görevleri arasındadır. Mevcut resmi rakamlar hala 2008 yılında yapılmış ve 2009 yılında açıklanmış verilere dayanmaktadır. 2014 yılında yapıldığı söylenen araştırmanın sonuçlarının derhal tüm kamuoyuyla paylaşılmasını;
15. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın kullandığı “kadın konukevi” ifadesinin “sığınak” olarak değiştirilmesini talep ediyoruz. Ev içinde maruz kaldıkları şiddetten uzaklaşmak isteyen kadın ve çocuklar konuk değil, şiddetten uzaklaşmak ve güçlenmek için sığınağa ihtiyacı olan kişilerdir.
16. İsmi acilen “Kadın Sığınakları Yönetmeliği” olarak değiştirilmesi gereken “Kadın Konukevi Yönetmeliği”, sığınakta kalan kadınları ve çocukları güçlendirecek ilkeler barındırmamaktadır. Yönetmeliğin içeriğinin, sığınak deneyimi olan kadın örgütlerinin sığınak pratiklerinin danışmanlığında değiştirilmesini;
17. Türkiye’de varolan sığınakların sayısı kadın ve çocukların ihtiyaçlarının çok altında. Nüfusu 100.000’i geçen belediyeler, 5393 sayılı Belediye Yasası’nda yapılan değişikliğe göre sığınak açmak zorunda olduğu halde çoğunun sığınak açmadığını görüyoruz. Bu belediyelerin derhal sığınak açmasını, açmayan belediyeler için yasal yaptırımın hayata geçirilmesini;
18. Varolan sığınakların engelli kadınlar ve çocukları gözeterek iyileştirilmesini, yeni açılacak sığınakların bu ilkelere göre kurulmasını;
19. Sığınaklarda şiddete maruz kalan ya da tanıklık etmiş çocuklarla çalışacak yetkinlikte personelin istihdam edilmesini ve sığınakla çocuklarla ilgili çalışan birimin yalnızca bir kreş olmayıp, ihmal ve istismar konularında çalışmış deneyimli kadınların çalıştığı bir çocuk birimi haline dönüşmesini;
20. 6284 Sayılı yasada yer aldığı şekliyle belediye sığınaklarında kalan kadınlara ve çocuklara maddi destek verilmesini, belediyelerin yıllık mali planlarında bu destekler için bütçe ayırmalarını;
21. Kadınların, varsa beraberindeki çocukların bulundukları yerlere ilişkin gizlilik kararları çıktığı andan itibaren, tek elden Nüfus Müdürlüğü, Milli Eğitim, SGK gibi ilgili kurumlara ulaştırılmalı. Kadınların her bir kuruma tek tek başvuru yapmasına gerek kalmadan kayıtların gizlenmesini;
22. Merkezi Hastane Randevu Sistemi, E-okul gibi merkezi sistemlerde, kadınların ve çocukların bilgilerine ilişkin gizlilik kararına rağmen şiddet uygulayan erkeklerin bilgilere kolayca ulaşabildiği görülmektedir. Sistemde gizlilik kaydını aktif hale getirecek altyapı eksikliklerinin giderilmesini ve bu kurumlarda çalışan görevlileri bilgilendirme amaçlı genelge hazırlanıp gönderilmesini;
23. 12 ve 12 yaş üstünde erkek çocuğu olan kadın ve çocuklar için, Kadın Konukevi Yönetmeliği’nde yer aldığı şekli ile giderleri devlet tarafından karşılanan, “bağımsız bir ev kiralanmak suretiyle”, kadın ve çocukların sığınak ihtiyaçlarının giderilmesini;
24. 6284 Sayılı yasada yer alan kreş desteğinden kadınların büyük bir kısmı halen yararlanamamaktadır. 0-3 ve 3-6 yaş arasındaki çocuklar için kreş sayısının arttırılmasını ve kadınların çalışma saatleri dikkate alınarak gereken düzenlemelerin yapılmasını;Sığınaklarda çocukları “oyalama” bakış açısından ziyade bütüncül bir destek sistemi içerecek çocuk birimleri oluşturulmasını, sığınaklarda çocuklarla çalışma yapacak sosyal hizmet çalışanlarının olmasını ve pedagojik destek sunulmasını;
25. 6284 Sayılı yasaya göre, koruyucu tedbir kararını alabilmek için delil gösterilmesi zorunlu değildir. Fakat uygulamada, hem koruma kararını alabilmek hem de kararların uzatılması için yapılan başvurularda delil istendiği görülmektedir. Yasanın belirtildiği şekilde uygulanmasını;
26. Hükümet, başta kadınlar ve yargı mensupları, mülki amirlikler ve kolluk güçleri olmak üzere, kadına yönelik şiddet alanında görevli olan tüm personeline toplumsal cinsiyet eşitliği, kadına yönelik şiddet ve 6284 sayılı yasaya ilişkin eğitimler vermelidir. Kadın ve Aileden Sorumlu Bakanlık ve SHÇEK 2011 yılında kapatılmadan önce resmi bir protokol kapsamında 1998-2012 arasında binlerce kadına ulaşan Kadının İnsan Hakları Eğitim Programı (KİHEP), hükümetin yaptığı köklü değişiklikler sonucunda ASPB ile uygulanamaz bir noktaya gelmiştir. Halihazırda yaklaşık 50 ilde ASPB personeli olarak çalışmakta olan 130’dan fazla KİHEP eğiticisi pasifize edilerek atıl bırakılmış durumdadır. Oysa ki bakanlıktan beklenen, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlama konusunda kritik bir önem arzeden kadınların yasal hak bilinci edinmesi, bireysel olarak güçlenmeleri ve erkek şiddetine karşı önleyici ve koruyucu, yani bütüncül bir yaklaşımla hazırlanmış KİHEP gibi bir programı personeli konumundaki eğiticiler aracılığıyla daha yaygın ve etkin uygulamasıdır. Bakanlık bunun yerine son 3 yıldır kendi bünyesinde geliştirdiği ve yaygın olarak uygulamakta olduğu Aile Eğitim Programına öncelik vermektedir. Kadına yönelik şiddete karşı etkin ve kalıcı çözümler üretmek bakımından çok önemli olan eğitim kapsamında hükümetin ve komisyonunuzun aile odaklı değil kadınları güçlendiren eğitimleri geliştirmesi ve KİHEP gibi mevcut olanları uygulanmayı kolaylaştırmasını;
27. Koruma kararı çocukları da kapsıyor olmasına rağmen boşanma sürecinde babalara görüş hakkı verilmekte, erkekler bu süreci kadınların bulunduğu adresi ya da sığınağın yerini öğrenme fırsatı olarak kullanmaktadır. Kadınların ve çocukların güvenliğini gözetmek için görüşmelerin bir uzman refakatinde yapılmasını;
28. 2006/17 Başbakanlık ve 2007/6 sayılı İçişleri Bakanlığı genelgeleri kapsamında kadına yönelik şiddetle mücadelede görevli ve sorumlu kılınmış kurum/kuruluş ve kadın örgütleri işbirliğinde illerde ve ilçelerde kadına yönelik şiddetle mücadele amaçlı koordinasyon komiteleri kurulmasını ve bu kurumlardan gelen raporların kamuoyuyla paylaşılmasını;
TALEP EDİYORUZ.
Şiddete Son Kadın Platformu İmzacı Bileşenler
1 Adana Kadın Dayanışma Merkezi ve Sığınmaevi Derneği (AKDAM)
2 Adıyaman Kadın Yaşam Derneği
3 Ankara Feminist İletişim
4 Antalya Kadın Danışma Merkezi ve Dayanışma Derneği
5 Ataşehir Kent Konseyi Kadın Meclisi
6 Avrupa Kadın Lobisi Türkiye Koordinasyonu
7 Ayvalık Bağımsız Kadın İnisiyatifi
8 Bağımsız Kadın Derneği
9 CEDAW Sivil Toplum Yürütme Kurulu
10 Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği
11 Cinsiyet Eşitliği İzleme Derneği (CEİD)
12 Çanakkale Kadın El Emeğini Değerlendirme Derneği ve Kadın Danışma Merkezi (ELDER)
13 Divriğili Kadınlar Derneği
14 Diyarbakır Kadın Sorunlarını Araştırma ve Uygulama Merkezi (DİKASUM)
15 Engelli Kadın Derneği
16 Ergani Selis Kadın Derneği
17 Eşit Yaşam Derneği
18 EŞİTİZ – Eşitlik İzleme Kadın Grubu
19 Ev Eksenli Çalışan Kadınlar Çalışma Grubu
20 Evkad- Adana
21 Femin&Art Uluslarası Kadın Sanatçılar Derneği
22 Gökkuşağı Kadın Derneği
23 Hürriyet Aile İçi Şiddete Son! Kampanyası
24 İRİS Eşitlik Gözlem Grubu
25 İstanbul Feminist Kolektif
26 İstanbul İnsan Hakları derneği Kadın Hakları Komisyonunu
27 İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği
28 İzmir Kadın Dayanışma Derneği
29 Ka.Der Ankara
30 Kadın Cinayetlerine Karşı Acil Önlem Grubu
31 Kadın Çalışmaları Derneği
32 Kadın Dayanışma Vakfı
33 Kadın Eğitim ve İstihdam Derneği (KEİD)
34 Kadın Emeği Kolektifi
35 Kadın Erkek Eşitliği Derneği (Kazete.Der)
36 Kadın Partisi
37 Kadının İnsan Hakları-Yeni Çözümler Derneği
38 Kadınlarla Dayanışma Vakfı
39 KAOS GL
40 Kapadokya Kadın Dayanışma Derneği
41 Karadeniz Kadın Dayanışma Derneği (KARKAD-DER)
42 Kardelen Kadın Merkezi
43 Karya Kadın Derneği
44 KAZETE- Bağımsız Kadın Gazetesi
45 KEİG Platformu (Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi)
46 Kırmızı Biber Derneği
47 Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği
48 Koza Kadın Derneği
49 Lambdaistanbul LGBTİ Dayanışma Derneği
50 Mardin Ortak Kadın İşbirliği Derneği
51 Mersin Kadın Gazetesi
52 Mersin LGBT 7 Renk Eğitim ve Araştırma Derneği
53 Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı
54 Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği
55 Muş Kadın Çatısı Derneği
56 Muş Kadın Derneği
57 Özgür Genç Kadın
58 Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği
59 Petrol-İş Kadın Dergisi
60 Selis Kadın Derneği
61 Sınır Tanımayan Kadınlar
62 Sosyalist Feminist Kolektif
63 Sosyalist Kadın Meclisleri (SKM)
64 SPoD LGBTİ (Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği)
65 TMMOB İzmir Kadın Çalışma Grubu
66 Türk Kadınlar Birliği
67 Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği
68 Uçan Süpürge Kadın iletişim ve Araştırma Derneği
69 Van Kadın Derneği
70 Yaşam Evi Kadın Dayanışma Derneği
71 Yeni Demokrat Kadın

 

 

 

Hakkında Oya Demirtok

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*